Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
16 TON KONSANTRE YÜZEY DEZENFEKTANI KULLANILDI
Maske ve Kolonya Dağıtımımız Sürüyor
KORONAVİRÜSLE MÜCADELE KAPSAMINDA DEZENFEKSİYON İŞLEMLERİ DEVAM EDİYOR

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

MİSYONERLERİN HEZEYANLARI-60

MİSYONERLERİN HEZEYANLARI-60
14.11.2018 / 12:37
BU GÜN DİYANET İŞLERİNE ÇOK İŞ DÜŞMEKTEDİR
-Diyanet’in bir televizyonu!.. -Günlük veya haftalık gazetesi!.. -Hıristiyanlıkla- İslâmiyet’i karşılaştırarak İslâm gerçeğinin ortaya çıkmasını sağlayan broşürler!..
-Muharref Tevratın ve İncil’lerin yanlış ve saçmalıklarını ortaya dökmek ve Yüce Kur’an’la karşılaştırmak!..
-Teslis akîdesine göre hâşâ Allah’ın oğlu İsa’yı ve Meryem’in gerçekliliğini, Kur’an’a göre açıklayan kitapçıklar!..
-Camileri, ibadet yeri olmanın dışında birer eğitim yeri haline dönüştürerek kurslar, din bilgileri Kur’an dersleri, İslâm’ın gerçekleri anlatılmalı, nasıl iyi birer Müslüman olmanın vecibeleri öğretilmelidir.
-Eğitim çağındaki çoculara ve gençlere camiler cazip hale getirilmeli; bazı sapmalara meydan vermeden, denetim ve kontrol halinde faaliyet gösterilmelidir. Böylece Kur’an kursu baskınları, din bilgisi verilen izinsiz yerler, etraftan yayılan„irtica hortladı, laiklik elden gidiyor, şeriat devleti kuracaklar, gibi dinsizlik cinnetine tutulmuş olanların çatlak sesleri kısılmış, önlenmiş olur!..
-Din görevlilerinin, namaz kıldırmaktan başka hiçbir sosyal faaliyetleri yok!..Bunlara dinamizm kazandırarak çaresiz Müslümanların önderi, rehberi olmaları sağlanamaz mı?..Din görevlileri gençlerin yönlendirilmesinde baş aktör olamazlar mı? Önce onları, bazı kısa devre kurslara tabi tutarak idealist hale getireceksin, yeter ki Diyanet bu hususları takdir ederek üzerine eğilebilsin!..Ve yediden yetmişe kadar her insanımıza Kur’an okumayı öğretmeleri şarttır!..
Yine de Diyanet’in “Tarihte ve Günümüzde Ehli Sünnet “toplantısı sebebiyle şöyle bir bildiri yayınlaması sevindiricidir:
İslâmiyet, kendinden önceki dinlerin hükmünü kaldırmıştır. Bu itibarla, hangi dine mensup bulunursa bulunsun, tüm insanlar İslâm’a girmekle yükümlüdürler.
Müslümanlar dışındaki kutsal kitap sahibi din mensupları için “ehli kitap” terimi kullanılır. Kur’an’ı Kerim’deki „ehli kitap tabiriyle Yahudilerle Hıristiyanlar kastedilmektedir. Kur’an’ı Kerim’de, Hıristiyanların„ Hz. Muhammed ( sav.) ve O’na indirilen Kur’an’ı Kerim’e inanmadıkları ve H.İsa’ya„ Allah’ın oğlu ve„ Üçün üçüncüsü dediklerinden dolayı kafir oldukları bildirilmektedir.
Kur’an’ı Kerim’de, Yahudi ve Hıristiyanların bozuk inançları yüzünden imansız duruma düşmeleri hakkında şöyle buyurulur: „Şüphesiz ki,„ Allah ancak Meryem oğlu İsa Mesih’tir” diyenler kafir olmuşlardır. - Ey Muhammed! De ki, Allah Meryem oğlu İsa Mesih’i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helâk etmek istese, O’na kim engel olabilir? Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti yalnız Allah’a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah her şeye kâdirdir.
Peygamberlik müessesini kökten kabul etmemek veya herhangi bir peygamberin„ nübüvvetini inkar da küfürdür. Bu yüzden diğer peygamberleri kabul etmekle birlikte Hz. İsa
( as) ve Hz. Muhammed
( sav)i Allah ( c c )elçisi olarak kabul etmeyen Yahudiler, yine Hz. Muhammed (sav ) in peygamberliğini tanımayan Hıristiyanlar küfre düşmüşlerdir.
Bir peygambere„ilâh’lık isnad etmek de küfürdür. Nitekim Hıristiyanlar, Hz. İsa (as )nın Allah olduğunu söyledikleri için kafir sayılmışlardır.
Yahudiler, „Üzeyir Allah’ın oğludur”dediler .
Hıristiyanlar da „Mesih ( İsa ) Allah’ın oğludur” dediler.
Bu , onların ağızlarıyla geveledikleri sözler olup, güya bununla daha önce yaşayan inkarcıların sözlerini taklit ediyorlar„
Bir kısmına işaret ettiğimiz bu ayetlerden açıkça anlaşılmaktadır ki, Allah’ü Teâlâ’nın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed (sav ) in O’nun kulu ve elçisi olduğuna ve Kur’an’ı Kerim’deki bütün esaslara, olduğu gibi iman etmeyen hiçbir kimse İslâm inancına göre Müslüman değildir.
Hz. Muhammed (sav ) Efendimizin peygamber olarak gönderilmesinden sonra, bütün insanların ve bilhassa Yahudi ve Hıristiyanların kendi dini kitapları gereğince, Hz. Muhammed (sav)in peygamberliğini tasdîk edip İslâm’ı kabul etmeleri gerekir. Aksi takdirde kendi kitapları ve dinlerini inkâr etmiş olurlar. Bu itibarla, Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz . Muhammed (sav ) in O’nun kulu ve elçisi olduğuna ve Kur’an’ı Kerim’deki bütün esaslara , olduğu gibi iman etmeyen bir kimse cennete giremez.
“Hele be bir nebze, kısık da olsa Diyanet’imizin sesi duyuldu!..
Hulâsa, misyonerlerin faaliyetlerini önlemenin, yok etmenin en etkili yolu ve silâhı, milletimize, gençlerimize dinimizi iyi öğretmekten geçer!..İslâm’î bir şuurun arkasından kazanılmış ve her türlü darbelerden etkilenmeyen bir inanç sistemi, yüreklerin derinliklerinden fışkıran ihlâslı ibadet kazanımları
İşte böyle fezeyanlı yüreklerin karşısına, ne misyonerler ne de herhangi olumsuz etkiler çıkabilir. Yeter ki biz, onlara İslâm’î şuuru verebilelim!.Aksi takdirde insanlarımızın boş bıraktığımız din hanelerini, misyonerler dolduruverir!..
Heyhât!.. Aman bu ne büyük bir tehlike!..
Halbuki biz Müslümanlar, en küçüğünden en büyüğüne kadar, hepsini burada zikredemediğim; yollarının hâki olduğumuz Allah’ın o seçkin kulları, Peygamberlerin,“elestü”den
İtibaren, yüreklerimizin derinliklerinde hissettiğimiz:
- Hz. Adem ile Havva anamızın cennetten dünyaya indirilişlerindeki yalnızlığına!..
-Dünyası sularla kaplanmış Hz. Nuh’un ye’sine!..
-Vücudunu saran kurtların bîzar ettiği Hz. Eyyub’ün hastalığına!..
-Kıskançlık illetine kapılmış kardeşlerinin ihanetine uğramış Hz. Yusuf’un kuyudaki yalnızlık ve çaresizliğine!..
-Gemiden atılan, yunus balığının karnındaki Hz. Yunus’un karanlığına!..
-Nemrut tarafından: ”Hadi bakalım inandığın tanrı seni kurtarsın” diyerek mancılıkla alevli ateşe atılan; yetişen meleğin: ”Bir isteğin var mı?” sorusuna “Bir isteğim var ama senden değil, Rabbım’dan.” diyerek Allah’ın kudretine güvenen Hz. İbrahim’e!..
-Çölün katmer katmer yayılıp kavurduğu, oğlu İsmail ile beraber çırpınan Hz. Hacer’in, “Su su! “diye iki tepe arasında koşuştururken bağrının yanan susuzluğuna!..
- Firavn’un sarayında, sahip veya emanetçi gibi kıvranan Hz. Musa’nın imkânsızlığına!
-Toplumdan dışlanmış, ailesinden uzaklaşmış, Mescid-i Aksa’dan başka sığınacak yeri olmayan Hz. Meryem’in çaresizliğine!..
-İsrail oğullarının, reva gördükleri Hz. İsa’ ya çeşitli hakaret ve işkenceleriyle beraber, “Allah’ın oğlu “dur, “çarmıha gerildi “gibi en büyük iftira atarak gösterdikleri sadakatsızlığına!..
-Azgın, putperest, küfürde âbideleşen Ebu Cehil ve avanesinin, öz amcsı Ebu Lehep ve karısının, “bugün hangi işkenceyi planlayıp yapalım” diyen gadrine, uğrayan, “asil değil”, diye horlanan, gözardı edilen Hz. Muhammed’in (s.a.v) öksüzlüğüne!..
-Bir sefer dönüşü, kaybolan gerdanlığı yüzünden iftiraya uğrayan, iffet timsali Hz. Aişe’ye münafıkların attıkları iftiranın asılsızlığına!..
-İslâm’ın muazzam yükü omuzlarına yüklendiğ ve bundan bir müddet bocaladığı Hz. Muhammed’in “Ben şimdi kimi dine davet edeyim “sözlü çaresizliğine “ Beni ya Rasûlâllah!” diyerek cesaret ve ümid kaynağı olan Hz. Haticetü’l-Kübrâ’nın şânına!..
Şerha, şerha kavrulmuş kalplerimizle bu acıları duymuşuz ve onlara samimi inançlarımızla katılmışızdır!..
Biz Müslümanlar, ezeldeYüce Allah’a verdiğimiz sözden sapmadan Hak dairesinden çıkmamış ve hiçbir sınırı aşmadan İslâm olma bahtiyarlığına ebediyen kavuşmuşuzdur!..Ne saadet!...
Etiketler:
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR