Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
24 Haziran’da Oy Kullanmaya Sağlık Engel Değil
MAKİNA MÜHENDİSİ MÜMİN KESKİN:
EDİRNESPOR FİNAL YOLUNDA

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN
12.09.2013 / 09:05


7 Eylül 1566 Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm tarihidir. Yani geçtiğimiz cumartesi günü koca sultanın vefatının 447. yıldönümünü idrak ettik.



Peki kimdir Kanuni Sultan Süleyman? Batılı Türk-İslam düşmanlarının dahi Magnificent (muhteşem) Süleyman diye vasfettikleri bir yüce sultan mı, yoksa hasbelkader o muhteşem tarihin mirasçısı olan torunları tarafından resmedildiği gibi ömrünü harem odalarında, sefahat alemlerinde harcayan şehvet düşkünü bir adam mı? Gelin bu konuyu biraz inceleyelim ve cevabı bulmaya çalışalım.



Önce asker ve komutan olarak Kanuni’ye bir göz atalım. Kanuni bir tanesi tam 2 sene süren (Irakeyn Seferi) olmak üzere tam 13 Seferi Hümayun’a katılmış ve ordudaki askerle aynı şartlarda yaşamıştır. Mohaç Savaşı sırasında kendini öldürmek için gelen haçlı şövalyelerinden üçünü bizzat kendisi öldürmüştür. Saltanat süresinin yaklaşık 14 senesi bilfiil ordunun başında seferde geçmiştir. Demek ki ne imiş Kanuni rezil dizide anlatıldığı gibi ömrünü haremde geçirmemiş. Hatta 71 yaşında ve ağır hasta vaziyette iken savaş meydanında şehid olmayı arzuladığı için öleceğini bile bile Zigetvar seferine çıkmış ve kalenin fethine saatler kala fani hayata gözlerini yummuştur.



Sultan Süleyman’a niçin Kanuni denmiştir? Çünkü kendisi kanun hazırladığı gibi kendinden önceki kanunları derleyip bir nevi anayasa hazırlamıştır ve başta kendisi olmak üzere herkesin titizlikle uymasını sağlamıştır. Bu sebepledir ki portresi Beyaz Saray’ın duvarında asılıdır. Yine aynı sebeple İsvçre’de tarihte kanun yapıcı 4 büyük şahıstan biri kabul edilmiş ve heykeli dikilmiştir.



Koyduğu kanunlara en başta kendisi itaat ederdi. Vefat ettiği zaman kendine ait bir sandığın yanına gömülmesini vasiyet eder. İlim adamları böyle bir şeyin olup olamayacağını tartışırken sandık yere düşer ve bazı kağıt parçaları etrafa saçılır. Şeyhülislam Ebussud Efendi eline aldığı kağıda bakınca bir çığlık atar. "Süleyman sen kendini kurtardın ama beni yaktın" der. Sonradan anlaşılır ki Sultan Süleyman devlet işleri için aldığı fetvaları biriktirmiş ve şahitlik etmesi için yanına almak istemiştir.



Osmanlı Sarayı’nda bütün şehzadelere bir el sanatı öğretilirdi. Kanuni de kuyumculuk ve marangozluk öğrenmişti. Sarayda kendi eliyle yaptırdığı mücevher işlemeli sandıkları gizlice Kapalıçarşı’da sattırır ve helal paradır diyerek kandil yağı aldırarak Resulullah’ın mübarek türbesine gönderirdi. Yine aynı Kanuni Mimar Sinan’a emir vererek Mescid-i Nebevi’nin minberini 1 m geri aldırmıştır ki, Resulullah’ın namaz kıldırdığı yerde uygunsuz kişiler namaz kılmasın. İşte Kanuni Sultan Süleyman bu derece dindar ve peygamber aşığı bir padişah idi.



Kanuni Muhibbi mahlası ile şiirler yazan devrinin en önemli şairlerindendi. Yaklaşık 3500 şiiri tesbit edilmiştir ki divan edebiyatı için rekor sayılır. Divan edebiyatında en fazla 3000 civarında eser veren şair vardır. Günümüzde darbı mesel olara söylenen



"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi" mısraları ona aittir.



Topkapı Sarayı’nın bahçesini karıncalar bastığı zaman karıncaları ilaçlamak için Şeyhülislam Zembilli Ali Cemali Efendi’den izin ister. "Dırahtı ger sarmış olsa karınca



Zarar var mı karıncayı kırınca"



(Ağaçları karınca sarmışsa onları öldürmek caiz midir?)



Cevap yine şiir olarak gelir. "Yarın Hakk’ın divanına varınca Süleyman’dan hakkın alır karınca"



İzin çıkmıştır ama hesaba çekileceğinin uyarısı da gelmiştir.



Kısaca bizim ceddimiz Kanuni Sultan Süleyman bu. Büyük bir komutan, ince ruhlu bir sanatkar, dini hassasiyetleri çok kuvvetli, kanunlara saygılı, devletin bekası için öz evlatlarını (Şehzade Mustafa ve Şehzade Bayezid) feda edecek kadar vatansever bir ulu şahsiyet idi. Yoksa malum rezil dizideki gibi sefih biri değil.



Aslında toplum olarak ihtiyaç duyduğumuz reçete bu. Tarihimizi ve ecdadımızı kuru hamasete kaçmadan doğru bir şekilde gençlerimize aktarabilirsek hem batı karşısındaki eziklik kompleksimizden kurtulur hem de gençliğimize doğru rol modeller sunabiliriz.

Etiketler:
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR