Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Tesislerimizde Binlerce Sporcuyu Ağırladık
NKÜ’de Kudüs''ün Işıkları Film Gösterimi ve Söyleşi Programı Gerçekleşti
KOBİ’lere Girişimcilere Sağlanan Destekler ve Finans Olanakları

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ATATÜRK VE MASONLAR 1...

Bünyamin Alptürk
ATATÜRK VE MASONLAR 1...
07.03.2019 / 11:19
Atatürk’ün vermiş olduğu talimattan sonra. Locaların kapatılması üzerine yüksek dereceli bir mason olan Avram (İbrahim, Abraham) Benaroyas, Türkiye Mason Cemiyeti’nin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasındayken öğrenir ve şunları söyler;
“Cemiyetimize zarar veren ve engelleyenlerin cezası ölüm olmalıdır!”
Tabii ki bu haber Gazetelere verilecek veya Atatürk’e telefonla “Bana bak, seni öldürürüz he” denilecek bir haber değildir. Meclis toplantısında değil, Mason locaları arasında yapılan bir toplantıda söylenmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara’da Çankaya köşkünde Doktor Mim Kemal Öke”ye hitaben: “Mason cemiyetinin faaliyetini inkılâplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeye teşebbüs etmeyiniz.” demiştir…
Avram Benaroyas ise Atatürk’ün ölümünden sonra şu açıklamaları yapmıştır:
“O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır. Fakat asla! Türkiye’deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova’da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, oradakilere şaşkınlık içinde haykırdım:
“O sarı lider ortadan suret-i katiyetle ortadan kaldırılacaktır!” -Laiki Foni “Halkın Sesi” gazetesi, Yunanistan, 1948.
Bu itiraflar General Cevat Rıfat Atilhan tarafından çevrilmiş, “Atatürk”ün Ölümündeki Sır Perdesi” alt başlığı ile gazeteci Ogün Deli tarafından kaleme alınan “Agoni” isimli derlemede de aktarılmıştır. Ayrıca bu konuda daha geniş ayrıntı ve bilgiye ulaşmak isteyenler; “Yusuf Ziya Koca-Atatürk Öldü mü, Öldürüldü mü?” Adlı kitabı okuyabilirler.
Evet. Atatürk, Türkiye’deki mason derneklerini kapatıyor ve dünya masonları bunun üzerine Moskova”da gerçekleştirdikleri bir toplantıda, “O sarı lider, suret-i katiyetle ortadan kaldırılacaktır!” diyorlar, sonra da bunu gayet açık açık gazete ve dergilerde yayınlıyorlar. Peki, bu iş sadece lafla mı kalıyor? Sonrasında ne oluyor? Sonrasını zamanın kıdemli mason üstatlarından olan Avram Benaroyas’ın kaleminden okumaya devam edelim:
“Atatürk’ün ani bir dönüşle mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. İlk anlarda Kemal Atatürk’ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü o, felsefemizin Türkiye’de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Ancak doktorlarımız Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden, Kremlin’in istediği ‘esrarengiz ve kendine göre esrar arz edecek ölüm’ kararına uyduk.
Mason biraderler cemiyetimiz kapatıldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi O’nun her Hareketi’ni alkışladılar. Zamanla O’nun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti. O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır. Fakat asla! Bu sebeple kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi.”
Görüldüğü üzere localarını kapattığı için Atatürk’ü “ortadan kaldırma” kararı alan mason-komünist ittifakı, silahla öldürme riskini başarı şansı çok az olduğu için tercih etmemiş ve şu kararı almış: “Onun ölümü esrarengiz olacaktır!”
Yunan gazeteci Apostolos Grazos da, Halk Cephesi (Laiki Metopo) gazetesinde 15 Eylül 1949 tarihlerinde yazdığı seri yazıda şu görüşleri dile getirmiştir:
“Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için “Osmanlı İmparatorluğu”nu parçaladık. Bundan sonra yapılması elzem olan üç vazife daha vardı. Bunları seri olarak tatbik etmek icap ediyordu ki; Doktor Abrayava ve Fischenger cidden bu işte fedakarâne çalıştılar. 1937 ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek suretiyle indirdi. Böylelikle gösterdiği tedavi usulü Atatürk’ün sinir organlarını felce uğrattı.
Atatürk’de zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, istifralar, karşısındaki arkadaşı tanımamazlıklar kendini gösterdi. Bazı Avrupalı tıp dâhileri, siroz mütehassısları, Sarı Lider’in hastalığı ile meşgul olmak istediklerini Türk hariciyesine bildirmişlerse de; Türkiye’deki mukaddes üçgenimiz, meydana getirdikleri muhkem mevki ve salahiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara, Sarı Lider’in tedavisinde vazife vermemekle bize pek ala ispat ettiler.”
Mason temsilcileri yer yer bu şekilde Atatürk’e ilk darbeyi 1937 yılı ortalarında indirdiklerini söylerken, bundan birkaç ay sonra Aralık 1937’de Yalova’da Atatürk’ü resmen muayene eden Prof. Dr. Nihat Reşat Belger ilk teşhisi “karaciğer üç parmak kadar büyümüş ve sertleşmiştir” diyerek koymuştur.
İşin özü, Atatürk, zehirlendiğini anlamıştı artık. Afet İnan’a yazdığı mektupta aynen şöyle diyordu;
“Afet, vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir.. Hükümet benim reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissinger’i getirtti.”
Ruhun Şad olsun.
Etiketler:
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR