Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
EREN BÜLBÜL’ÜN ADI TEKİRDAĞ’DA YAŞAYACAK
Keşan Belediyesi’nden Muhtarlara İstanbul Gezisi
DEPRESYON SANDIĞINIZ BELİRTİLER HİPOGLİSEMİ İŞARETİ OLABİLİR

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ŞAKŞAKÇILAR…

Bünyamin Alptürk
ŞAKŞAKÇILAR…
27.03.2019 / 11:15
Tekirdağ her ne kadar Büyükşehir olsa da herkes birbirini iyi tanır...
İster siyasetçi olsun, ister bürokrat olsun, kimin ihanet içinde olduğunu, kimin samimi olduğunu söylemeye gerek bile yok.
Hasbelkader, bir şekilde parti yönetimlerine girerek kıçının altına bir koltuk yerleştirmeyi başaranların, bir süre sonra nasıl şakşakçı olduklarını da görmek mümkün oldu.
İnsanoğlu var olduğundan bu yana şakşakçılar hiç eksik olmamış, hatta firavundan ve nemruttan bu tarafa bu şakşakçılar onların da felaketini hazırlamış ve ikisi de ta cehennemin dibine gitmişlerdir.
Şakşakçının da hayırlısını bulmak gerek.
Buna en güzel örnek, adaletiyle meşhur İslam halifesi Hz. Ömer kendine her gün ölümü hatırlatan bir kişiyi kendi parasıyla tutar. Bırakın şakşakçılığı bu zat her gün Hz. Ömer’e “Ya Ömer ölüm var” diye ölümü hatırlatırmış.
Zaman gelmiş Hz. Ömer yaşlanmış ve saçları ağarmış, Hz. Ömer aynaya her baktığında saçlarının beyazladığını ve ölümün artık yakın olduğunu kendiliğinden hatırlamaya başlamış ve o ücret ödeyerek tuttuğu hatırlatıcıyı azad ederek, “Bana ölümün yakın olduğunu artık saçlarım hatırlatıyor. Sana gerek yok” diyerek göndermiş.
Özellikle günümüz de bazı makamlara gelmiş siyasilerin etrafından o kadar çok şakşakçı türemiş ki, bizim eskiden yakından dost olduğumuz ve yıllarca konuşup, kaynaştığımız bu insanların yanında yıllarca gözükmeyenler şimdilerde onların bir numaralı yakını ve adamı olmuş, ama unutmasınlar ki yarın o makamdan ayrıldıkları veya düştükleri zaman selamı, sabahı kesecek ilk insanlar da onlar olacaktır.
Osmanlı Devleti’nin en şaşaalı dönemlerinde en büyük parayı “Padişahım çok yaşa” diyen şakşakçılar alırmış. Ama padişahların tahttan indirilişinde ilk darbeyi de onlar vurmuşlar.
Onun için şu anda siyasetin içinde olanlar bu tür şakşakçılardan ziyade yıllarca kendisine dost olmuş kimseleri hiçbir zaman hakir görüp arkadaşlık ve dostlukları kesmemelidirler.
“Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:
“Her kula helâl, Müslüman’a haram!...”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam:
“Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…”dedikçe kadı kızmış:
“Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş. Demiş ama bir yandan da merak edermiş:
“Nedir gerekçen?” diye sormuş. Adam:
“Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş… Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış:
“De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki hem çeşmeyi yaparsın hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur:
“Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
“Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?”
“O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…”
“Eeee?”
“Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” demiş. Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
“Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
“Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan:
“Bitti mi?” demiş adama.
“Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
“Şimdi nedir isteğin?”
“Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulu cami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka paça götürmüşler ve bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan, soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerede imam” diye gelen giden yok! Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca âlim için:
“Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
“Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!”
-“Vah vaah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
“Sorma, sorma…”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
“Eee, ne olacak şimdi? Adam:
“Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
“Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
“Hava bile haram, hava bile!” demiş…
Aslolan şakşakçılar değil gerçek dostlardır.
Saygılarımla..
Etiketler:
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR