Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
24 Haziran’da Oy Kullanmaya Sağlık Engel Değil
MAKİNA MÜHENDİSİ MÜMİN KESKİN:
EDİRNESPOR FİNAL YOLUNDA

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

KİM DİKTATÖR?

KİM DİKTATÖR?
29.10.2013 / 09:11


Ne istediği belirsiz çevrelerin



Ve



CHP Genel başkanının sık sık diline pesenk yaptığı "DİKTATÖR" sözcüğü ile suçluyorlar



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı



1. Dünya savaşını yenik bitiren Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden doğurtulan Ulus devletlerden biri olan ülkemiz,



Kuruluş döneminde 1. Meclisin 1920 deki kadroları 1922 de ansızın bir darbeyle meclis dışında bırakıp, 1923 de otoriter Cumhuriyetin temelleri atıldı.



Mustafa Kemal ve silah arkadaşları



Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılırken,



O tarihlerin ve kadroların ne kökenli olduklarına bakarak değerlendirmek gerekiyor.



Bu nedenle devlet otoriter yani askeri disiplin anlayışının, devleti yönetme, halka



Yaklaşımı ve iş yapma tavrı "EMİR KİPİ"yleydi



Yani



Otoriterdi.



İşte bu otoriterlik iyice belirginleştikçe, başta Mustafa Kemal olmak üzere ,



Bu otoriter yapıyı yumuşatmak için "SERBEST FIKRA" deneyimine girişildiyse de



90 gün sonra emirle kapatılıp tek partililiğe devam edildi



Ve



"Otoriter tek parti yönetimi" 1950



Yılına kadar sürdü. Demokrat Parti, milli şefin izniyle ve de anlaşmalı



İlkelere dayalı olarak 2.Dünya savaşının galip devletlerinin zorlamasıyla



Birleşmiş Milletler Teşkilatına üye olabilmemizin de önünün açılması da sağlandı.



Böylece hem içeriyi, hem de dışarıyı kandırdık.



Nitekim Demokrat Parti iktidarı gelir gelmez NATO’ya girme başvurusu yaparak 1952 yılında bu başvurusu kabul edilerek NATO’ya üye olduk ve ilk iş olarak KORE’YE asker gönderdik.



DP’nin iktidarı ordu içinde pek hoş karşılanmamış,1955 den itibaren CUNTACI, DARBECİ



Örgütlenme çalışmaları 1960 27 Mayıs’ta DP iktidarı al aşağı edilerek, otoriter Cumhuriyetimiz asker vesayetine iyicene sokuldu.



Bu vesayetçi Cumhuriyet, 12 Mart darbesiyle 1961 Anayasasının koyamadığı



Maddeleri ekleyerek CHP’li NİHAT ERİM Başbakanlığında toplanan meclise onaylattı.



Nihat Erim öldürülünce yerine yine CHP’li Ferit Melen Başbakan oldu, cuntacılarla işbirliği



Devam ettirildi.12 Eylül darbesi ise otoriter Cumhuriyetin zihniyetini yeni bir Anayasa ile yeniden kurguladı. Ancak tüm bu çabalar Türkiye insanını, bu seçkinci asalak kadrolara yakın durmadı, hep sivilleşmeden yana duruşunu sürdürdü.



1980 sonrası yapılan ilk seçimde Turgut Özal’ın seçimi kazanması, vesayetçi generalleri hiç mutlu etmedi.



Darbeciler ve onların yandaşları, Özal’ı ve politikalarının önünün kesilmesi için



Akla hayale gelmeyen tuzaklar kurdular



Ve



Özal’ın zehirlenerek öldürülmesini sağlayacak komplolar düzenlediler.



28 Şubat’ta Necmettin Erbakan Başbakanlığındaki hükümeti türlü entrikalarla



Başbakanlıktan düşürerek Mesut Yılmaz’a azınlık hükümeti kurdurdular.



Şimdi bugünkü AK Parti Genel Başkanına "DİKTATÖR" diyenlere bir bakın, kim bunlar, dünün darbecileriyle işbirliği yapan, tek parti döneminin DİKTATÖRLERİNİN BUGÜNKÜ UZANTI KADROLARI " DEĞİL Mİ.



Başbakan "DEMOKRASİ "dedikçe



Ve



Demokratikleşmeyi hayata geçirecek Avrupa Biriliği müttesabatına uygun yasalar



Çıkardıkça, vesayet yanlıları bas bas bağırıyorlar, DİKTATÖR diye.



Son söz olarak;



Hiç boşuna bağırmayın, Diktatörlerin kim olduğunu halkımız yaşayarak öğrendi.



60-70 yıldır sana seçim kazandırmadı, memleketi sana teslim etmedi.



ETMEYECEKTE……….

Etiketler:
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR