Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Ar-Ge İnovasyon Zirvesi’nde Trakya Projelerine Büyük İlgi
Başkan Albayrak  Çalışmaları İnceledi
Tekirdağ'da Prefeze Zafer Kupası

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

DR. FUAT ALİ ÖRSAN

DR. FUAT ALİ ÖRSAN
12.11.2013 / 09:01


Benim çocukluğumda;



Ben hayata tanık olmaya başladığım senelerde babamın babası ailesini Bakırköy’e yerleştirmişti. Bir ara bizim evin en üst katında bile oturdular. Fakat orası dar geldi ve Domuzdamına taşındılar.



Babamın babası arasıra Bakırköy’e gelir, beni de sevinçten deli ederdi. Fakat çok kalmaz giderdi. Memleketin dört bucağında belediye tabipliği, fabrika doktorluğu yapar, yanısıra da ziraatle meşgul olur. Arı yetiştirirdi. Bulunduğu yerlerde onu "Arıcı Fuat bey’ diye tanırlar, severlerdi.



Edremit, Havran, Terkos...



Dr. Fuat Ali bey durmadan istirahat almadan, tatil yapmadan çalışır, çalışırdı. Doktorluktan, arıcılıktan kazandığı mütevazi gelirini de kendine hiçbir pay ayırmadan, karısına gönderirdi. Bizi pek özlediği zaman da kalkar gelirdi. Zannederim yalnız başına biraz uzaklarda yaşamayı kendi de tercih ediyordu.



Ben babamın babasının gelmesini iple çekerdim. Küçük yaşıma rağmen onun ne kadar enteresan bir adam olduğunu idrak ediyordum. Edremit’ten, Havrandan bana bal getirirdi. Kendi arılarının ballarını. Benim sıhhatimle yakından ilgilenirdi. Ama öyle dangıl dungul, cart curt ederek konuşmaz, çocuk psikolojisini anlayan bir kafa ile tavsiyelerde bulunurdu.



Tekaüdiye emeklilik ne demek? Fedakar Dr. Fuat Ali bey hayatının son yıllarına kadar, hastalanıp yatağa düşünceye kadar, "Aileme bakacağım, onları rahat ettireceğim" diye çalıştı durdu. Son vazifesi İstanbul’un su ihtiyacına cevap veren Terkos Fabrikasının doktorluğu idi. Ben o zamanlar Douglas bıyıklı tığ gibi bir delikanlı. Edirnekapı’dan otobüse biner, üç saatte tıngır mıngır Terkos’a giderdim. Benim 75 yaşındaki babamın babası orada tek başına iki odalı bir dairede oturur, bir odada hastalarını muayene eder, öbür odada da saç sobanın üstünde kuru fasulye pişirirdi.



Sonra hastalanıp bütünlüğüne karısının yanına döndü. O zamanlar Bakırköy çarşısında bir evin üst katında oturuyorlardı. Karnından sarkan lastik bir boru bir ufak şişeye bağlanmıştı. İdrarı o şişede toplanırdı. O hali ile sokağa bakan odanın "funksiyonalizm" stili vişne rengi koltuğuna çöker, kucağında kağıt kalem, yazar da yazardı. Elinin altındaki İngilizce, Almanca ziraat kitaplarını lügata ihtiyaç durmadan rahat okur, notlar alırdı. Neşrettiği "Pratik Arıcılık", "Pratik Tavukçuluk" kitapları bugün dahi rağbettedir.



(Devam edecek)

Etiketler:
Yazarın Diğer Yazıları


YAZARLAR